Loading...
BAŞKALARINA HİZMET

Lyricus Söylevleri : 01 Bütünlük Yönlendiricisini Deneyimlemek

Lyricus Söylevleri, Lyricus Öğretim Düzeninden öğretmenlerin kullandığı eğitici metodların önemli bir parçasıdır. Bu söylevler, geleneksel bir formatta, bir öğretmen ile öğrenci arasında geçen diyaloglar olarak sunulmuştur.

Söylevler, Merkez Irktan gelen üyelerden kurulu Lyricus Öğretim Düzeninin sözlü öğretim metodlarına içgörü sağlamaktadır. Lyricus Söylevleri, istenilen sırayla okunabilir, çünkü herbiri eşsiz ve birbirinden bağımsızdır. Burada tercüme edildikleri sıra ile yayınlanmışlardır.

Söylevlerin içerikleri değişkenlik gösterse de, ortak amacı, gezegensel bilinç ve karşılaştırmalı inanç sistemlerinden bağımsız olarak Lyricus’un felsefî yaklaşımına uygulanabilir bir nizam sağlamaktır. Söylevler bir giriş niteliğindedir – geniş Lyricus öğretisi enerjilerinin bir temelidir.

Söylevlerin sesli olarak okunması ve bunun her ay ya da belli aralıklarla tekrarlanması önerilmektedir. Söylevler, yüce bütünlük bilincinin yalın tarafsızlığına bir temel oluşturmaktadır.


Öğrenci : Öz benligimi deneyimlememi engelleyen nedir?
Öğretmen : Hiçbir sey.


Öğrenci : O zaman neden deneyimlemiyorum?
Öğretmen : Korku.


Öğrenci : O zaman beni engelleyen korku mu?
Öğretmen : Hiçbir sey seni engellemiyor.


Öğrenci : Ama biraz önce bu bilinç halini deneyimleyemememin nedeni korku dememis miydiniz?
Öğretmen : Evet, ancak bu seni engellemiyor.


Öğrenci : O zaman ne engelliyor?
Öğretmen : Hiçbir sey.


Öğrenci : O zaman korku ne gibi bir rol oynuyor?
Öğretmen : Hapishanede olsan, özgür bırakıldıgını hayal ettiginde en çok ne seni korkuturdu?


Öğrenci : Hapishaneye geri dönmek… O zaman, diyorsunuz ki öz benligimi deneyimlemekten cahilligime geri dönecegim diye korkuyorum.
Öğretmen : Hayır. Diyorum ki cehalet korkun seni cahil bırakıyor.


Öğrenci : Kafam karıstı. Yüksek benligimi deneyimlemekten korktugumu söylediginizi sanmıstım, ancak simdi kulaga insan benligimden korktugumu söylüyorsunuz gibi geliyor. Hangisi?
Öğretmen : İçindeki Tanrı-parçasını deneyimledikten sonra insan benligine geri dönmekten korkuyorsun.


Öğrenci : Neden?
Öğretmen : Bir çölde susuz kalsan, her seyin ötesinde arzuladıgın ne olurdu?


Öğrenci : Su?
Öğretmen : Peki sana bir bardak su verseydim, tatmin olur muydun?


Öğrenci : Evet.
Öğretmen : Ne kadar süre?


Öğrenci : Tamam, ne demek istediginizi anladım. Her seyin ötesinde arzuladıgım, istedigim zaman içebilecegim suya sahip olmak olurdu, ya da en iyisi, çölü terketmeyi istemek olurdu.
Öğretmen : Peki, ya çölü seviyorsan, onu terk etmekten korkmaz mıydın?


Öğrenci : Diyorsunuz ki öz benligimi deneyimlemekten korkuyorum çünkü bu dünyayı geride bırakıp ayrılmayı isteyebilirim ancak nasıl bir sey oldugu deneyimine sahip degilken nasıl korkabilirim ki?
Öğretmen : Bu, birisi seni öldürmek üzereyken bedeninden tasan korku degildir. Bu, öyle gizemli, kadim ve ezeli bir gölgenin korkusu ki hemen bilirsin ki bu yasamı ve bu dünyayı asmaktadır ve onu bilmek seni geri dönüsü olmayan bir sekilde degistirecektir.


Öğrenci : O zaman, aslında korktugum bu degisimdir.
Öğretmen : Korktugun, degisimin geri dönülmez olmasıdır.


Öğrenci : Ama nereden biliyorsunuz? Öz benligimi deneyimleyemeyecegim kadar çok korktugumu nereden biliyorsunuz?
Öğretmen : İnsan bedeninin dünyası ile etkilisiminin sürekli olması için, insan bedeninin tasarımcıları, bazı duyusal kısıtlar yaratmıslardır. Bunlar pek yeterli olmadıgı için, insan türünün Genetik Zihnine, etkin realitesinden edilme sezgisel korkusu yerlestirilmistir. Bu iki nedenden ötürü biliyorum.


Öğrenci : Ama bu hiç de adil degil. Diyorsunuz ki öz benligimi deneyimleme kapasitem, onu tasarlayan varlıklar tarafından azaltılmıstır. Neden? Neden, onunla etkilesim içinde olmama izin verilmiyorsa içimde bir Tanrı-parçası oldugunu bilmek için sürekli çabalayayım?
Öğretmen : Bu dünyayı seviyor musun?


Öğrenci : Evet.
Öğretmen : Bir insan bedeni olarak, bu dünyaya ve etkin realitesine ayak uydurmak ve öz benligine dair anlayısını, her ne kadar bu anlayıs saf, güçlü ya da açık olmasa da bu dünyaya getirmek için buradasın.


Öğrenci : Ancak, öz benligimi deneyimleyebilseydim, bu dünyaya bu anlayısı daha çok getiremez miydim?
Öğretmen : Seni yanıltan safsata budur. Bu yüce enerji ve zekanın deneyiminin, insana tercüme edilebilmek için küçültülebilecegini mi sanıyorsun?


Öğrenci : Evet.
Öğretmen : Peki nasıl?


Öğrenci : Digerlerine, ruhları ile uyum içinde olmanın nasıl bir sey oldugunu ögretebilirim, bu dünyaya daha fazla ısık getirebilir ve digerlerine bunu kendi içlerinde aramaları için ilham verebilirim. Sizin yaptıgınız da bu degil mi?
Öğretmen : Bu hale nasıl ulasılabilecegini sana ögrettim mi?


Öğrenci : Hayır. Ama bana ilham verdiniz.
Öğretmen : Emin misin? Biraz önce, insan bedeni içindeyken bunu deneyimleyemezsin demedim mi? Senin tanımladıgın ilham bu mu?


Öğrenci : Ben sadece bu durumu kast etmedim, ancak karsılastıgım sorunların daha derinini düsünmemi ilham veriyorsunuz demek istedim.
Öğretmen : Bu dünyaya daha fazla ısık getirmek istiyorsan, neden öz benligin ile etkilesimde olmak bunu yapmanı saglasın ki?


Öğrenci : Sorun da bu. Saglayacak mı bilmiyorum. Mantık olarak saglayacak görünüyor. Tüm ögretmenler bir içgörüye sahip degil midir? Ya siz?
Öğretmen : Etkin realitelerini degistirip, bu dünyadaki dengelerini ya da etkinliklerini kaybetmeden bunu hayatları ile bütünlestirebilen ögretmenler oldugu dogrudur, ancak sayıları oldukça azdır.


Öğrenci : Biliyorum. Ama ögrenmek için bu kadar heves ettigim de bu. Ögrenilebiliyor, degil mi? Bana ögretemez misiniz?
Öğretmen : Hayır. Ögrenilemez. Ögretilebilir bir sey degil. Bilgi, ezoterik bir teknik ya da gelistirici bir islem yoluyla elde edilemez.


Öğrenci : Peki bu yetiye sahip olan ögretmenler nasıl elde etti?
Öğretmen : Kimse bu yetiyi elde edemez. Anlatmak istedigim bu. Bu zamanda, Yeryüzünde bir insan bedenindeki hiçbir ögretmen, ya da büyük bir çogunlugu, bir insan olarak yasarken aynı anda bir Tanrı-parçası olarak yasayabilme yetisine sahip degildir. Ya da bu realiteler arasında kesin olarak ve kontrol edilebilir bir sekilde gidip gelen bir ögretmen de yoktur.


Öğrenci : Bunu duyduguma sasırdım. Neden böyle?
Öğretmen : En basta söyledigim aynı sebepten ötürü. Bunun tüm insanlar için geçerli oldugunu düsünemiyor musun?


Öğrenci : İsa için bile mi?
Öğretmen : İsa için bile.


Öğrenci : Peki neden böyle bir arzuya sahibim? Bu öz benligi ya da Tanrı-parçasını deneyimlemem gerektigini kafamın için yerlestiren kim?
Öğretmen : Rüzgarı deneyimlemis bir kisi, fırtınanın neye benzedigini anlayamaz mı?


Öğrenci : Sanırım.
Öğretmen : Ve yagmuru da deneyimlediyse, fırtınayı daha iyi anlamaz mı?


Öğrenci : Evet.
Öğretmen : Hiç bir fırtına deneyimlemediysen, ve sadece rüzgarı ve yagmuru deneyimlediysen, deneyimlememis haline göre bir fırtınayı daha iyi hayal etmez miydin?


Öğrenci : Öyle olsa gerek.
Öğretmen : Bu, insan bedeninin içindeki Tanrı-parçası için de geçerlidir. Kosulsuz sevgiyi, olaganüstü güzelligi, uyumu, saygıyı ve bütünlügü deneyimleyebilirsin, ve böyle yaparak, içindeki Tanrıparçasının özelliklerini ve kabiliyetlerini hayal edebilirsin. Bazı ögretmenler, sadece digerlerine göre Tanrı-parçasının daha uç noktalarına dokunabilmislerdir, ama seni temin ederim ki, insan bedeninde yasarken hiçbiri derinlerine inememistir.


Öğrenci : Ama bazı ögretmenler, bedenlerinin dısına çıkıp seyahat etmiyor mu?
Öğretmen : Evet, ama seyahat esnasında hala bir insan bedenindeler. Söyledigim her sey hala geçerlidir.


Öğrenci : Peki o zaman ne yapacagım? Bu deneyimi gerçeklestirme arzusundan vaz mı geçeyim?
Öğretmen : Kanatları sayesinde sualtı dünyasının dısına çıkabilen bir balık var. Kısa bir süre için bile olsa, nefes alanlar alemini deneyimler. Bu uçan balıgın hiç bir buluta dokunma, bir agaca tırmanma ya da bir ormanda dolasma gibi arzuları oldugunu düsünebiliyor musun?


Öğrenci : Bilmiyorum… süphelerim var.
Öğretmen : O zaman neden suyun dısına çıkıp uçuyor?


Öğrenci : Sanırım ki bu bir iç güdü, evrimsel bir zaruret..
Öğretmen : Kesinlikle.


Öğrenci : O zaman bunun insanlar için de geçerli oldugunu söylüyorsunuz. Tanrı-parçamızı, evrimsel bir mecburiyet ya da dürtüden dolayı mı deneyimlemek için çabalıyoruz?
Öğretmen : Evet, ve uçan balık misali, çok kısa bir an için dünyamızın dısına çıkabilir ve birkez daha suyun altına düseriz. Ancak dünyamızın yüzeyinde oldugumuz zaman, bir an için insan oldugumuzu unuturuz. Ama, bunu yaptıgımızda, içimizde de Tanrının yüzüne dokunabilecegimizi hayal bile edemeyiz.


Öğrenci : Ama ben hayal edebiliyorum. Bu Tanrı-parçasına dokunabildigimi ve dokunmam gerektigini hissediyorum.
Öğretmen : Böyle düsünüyorsun çünkü ve İlk Kaynak’ın deneyimi ile tanısmamıs bir kisinin umut dolu coskusuna ve saflıgına sahipsin.


Öğrenci : Yani siz böyle hissetmiyor musunuz?
Öğretmen : Öz benliginin en yüksek titresimlerine ulasabilen herkes, bunu hisseder ve onun tarafından yönlendirilir. Tek fark, ben, bir insan bedeninde vücut bulmusken onu deneyimleyemeyecegimi bilmekten hosnutum.


Öğrenci : Peki bu hosnutluk size, bana saglamadıgı ne saglıyor?
Öğretmen : Baska bir dünyanın pesinde kosmak için harcamak yerine enerjimi bu dünyaya kanalize edebilme imkanı.


Öğrenci : Ama bunun evrimsel bir mecburiyet oldugunu söylediginizi sanmıstım? Arzuyu ya da tutkuyu nasıl kontrol edebilirim?
Öğretmen : Tüm tutkun ve gücün ile bu dünyada yasa. Tanrı-parçasını bu dünyada gör, sönük bir fener ya da yorgun bir ısık olsa dahi. Gör onu! Büyüt onu! Bulacagına inandıgın kalbinin ya da zihninin derinliklerinde aramakta acele etme.


Öğrenci : Bu sözlerle cesaretinin kırılmaması elde degil. Birinin bana gördügüm vizyonun nadir bir görüntü ya da bir ısık oyunu oldugunu söylemesi gibi.
Öğretmen : Bu bir yankılar ve gölgeler dünyasıdır. Bunların kaynagını takip edebilirsin istersen, ancak bu dünyada yasamı kaybetmek gibi olacaktır. Gölge ve yankı deneyimlerini azaltmıs olacaksın ki bu zamanda bu gezegen üzerinde enkarne olmanın asıl sebebi onlardır.


Öğrenci : Ama kulaga çok pasif geliyor, çünkü bu dünyayı deneyimlemek için yerlesirsem ve onu degistirmek için çalısmazsam… ben onu gelistirmek ve iyilestirmek üzere bir görev için burada oldugumu hissediyorum, ve bunu yapmak için biraz yeti ve deneyime ihtiyacım var. Hissettigim nedir ve neden?
Öğretmen : Günesin sıcaklıgını hissettiginde, günesi degistirir misin?


Öğrenci : Hayır.
Öğretmen : Peki elinde bir parça buz tutarsan, onu degistirir misin?


Öğrenci : Evet. Erimeye baslar.
Öğretmen : Demek ki bazı seyler var sadece deneyimleyebilecegin ve bazı seyler var degistirebilecegin.


Öğrenci : Ve aradaki farkı bilmem gerekir.
Öğretmen : Yardımcı olur.


Öğrenci : Bunu biliyorum. Temel bir sey. Emin degilim, daha az cesaretsiz hissetmeme yardımcı olacak mı?
Öğretmen : Biliyorsun, katılıyorum, ancak onu gerektigi gibi uygulamadın. Ayırt etmek ve muhakeme etmek için bu, gerekli bir yasam kuralıdır, ve insanlar bunu temel bir kavram olarak düsündüklerinde, doygunluk içinde mi yoksa hüsran içinde mi bir hayat yasadıgın kritik bir farktır.


Öğrenci : O zaman, benimle birlikte olan Tanrı-parçası, insan zihnim için bilinmezdir gerçegini degistiremem, ve bunu kabullenmem gerekiyor. Bu ögrenilmesi gereken bir ders mi?
Öğretmen : Hayır.


Öğrenci : O zaman nedir?
Öğretmen : İçindeki Tanrı-parçası kavramı bir güce sahip. Üzerinde tefekkür edebilirsin, ancak insan bedenindeyken baskın realite olarak deneyimlenemez. Bu düsünce yaklasımı yoluyla, ayırt etmeyi ögrenebilirsin, ve ayrıt etme yoluyla da bu gölgeler ve yankılar dünyasında yönünü nasıl bulacagını öyle bir ögreneceksin ki İlk Kaynak’ın amaçları ile uyum içindeki degisimleri dünyaya getirebileceksin. Tanrı-parçasını deneyimleme arayısı yerine onun iradesini dısa yansıt. Böyle yaparak, zihninden akan korku ve hüsran enerjilerini saf dısı etmis olursun.


Öğrenci : Tesekkür ederim. Ögretin, bu yolu buldugumdan beri aramakta oldugum uyum ile uyusuyor, ve rezonansını hissedebiliyorum.
Öğretmen : Rezonans içindeyken, rehberlik alacaksın.